Neyse, bildiğiniz gibi Harry Potter'in son filminin birinci kısmı geçtiğimiz çarşamba vizyona girdi. Filmi sinemalarda görmek elbette çok büyük bir zevk fakat Harry Potter benim için bir filmden çok öte artık bir yaşam tarzı gibi. Hp olmasaydı sizi temin ederim ki hayatım şu an bu noktada olmaz, bu blogda da yazıyor olmazdım. Tahminen Zümrüdüanka Yoldaşlığı ve Melez Prens arasında rp'ye başladım ve Redimus dediğimiz grubumuza katıldım. Bu sayede pekçok değerli arkadaş hatta kardeş edindim. Küçüklüğümde hatırlarım Kids dergisi her Harry Potter filmiyle beraber bir yazı ve poster verir, o ayki kapağı da mutlaka Hp yaparlardı. O Kids'ler ve onlardan çıkan posterleri hala saklarım, Azkaban'ın bile posteri var o derece :D Ama küçüklüğümü, küçüklüğümden ziyade o günleri çok hem de çok özlüyorum. Daniel'i izleyip izleyip aşık olmayı, Emma'nın güzelliğini kıskanmayı ve bir insan nasıl bu kadar güzel melek mi diye düşünmeyi, Rupert'in tatlılığını ve canlandırdığı yarı ezik karakter Ron'u özlüyorum. Laf aramızda son filmde Ron kendini epey aşıyor, hatta son filmde de değil Ron sadece ilk fimlerde ezik bir karakter olarak karşımızda kalıyor. Kısaca mazide :) Fazla uzattım sanırım, direk son tutkuma geçiyorum yani yazımın esas konusuna...
Harry Potter için sinema salonuna ilk girişimde 5-6 yaşlarındaydım son girişimde ise 14 yaşında olacağım, elbette part 2'den bahsediyorum. Yılların fenomeninin son buluşu her ne kadar beni de çok üzse ve derinden sarssa da bilirsiniz ki güzel olan her şeyin bir sonu vardır ve bazı şeyler tadında bırakılmalıdır. Rowling'in elbette başka kitaplar yazmasını, yeni bir seriye başlamasını canı gönülden isterim ancak Harry Potter'in devamını yazmasını asla istemem. Dokuz günlük (bizlere dershane dolayısıyla beş günlük) kurban bayramı tatilinde soluğu Kuşadasında alan kokoşumu cuma gününe kadar bekledim ve kolundan tutup Hp'ye götürdüm, ah evet harikayım. Müthiş sabrımdan söz etmiyorum bile, çarşamba günü gitmek varken cuma günü gittim kendimden nefret ediyorum lakin Ege Park'ın dev perdelerinde hayatımın tutkusunu izlemek cidden mükemmeldi. Öncelikle filmin kitapla doğru orantılı şekilde gidişi gayet hoşuma gitti, yani genel olarak. Bazı kısımlar atılmış veya hoş eklemeler yapılmıştı ancak bence serinin kurguya en sadık kalan ve senaryosu en güçlü filmiydi. Başlangıç sahnesi; Dev ekranda Warner Bros'un logosunun belirmesi heyecanlanmama sebebiyet verse de heyecan yerini zamanla göz yaşlarına bıraktı en azından benim için. Hermione'nin anne, babasının hafızasını silişi, arka planda çalan müzik o anı bana gerçekten yaşattırdı şayet pekçok yerde de yine aynı şekilde...
Ben şahsen Harry ve Hermione'nin sevgili olması taraftarıydım, tabi Ron da pek tatlı ama ve lakin canışım Ece'nin aksine bence Hermione ve Harry daha çok yakışıyorlar. Hadi öyle olmasa bile Ginny bana hiç sıcak gelmiyor, soğuk bir kız gibi geliyor. Harry'le yakışmıyor bence. Bu sözlerimden elbette dans sahnesini beğendiğimi anlamışsınızdır lakin tüm salonun nefesini tuttuğu o anda ben de herkes gibi o kadar heyecanlandım ve sevindim ki gözyaşlarımı gözümün içinde tutmak için ekstra çaba harcadım. Söylemeden de geçmeyeyim filmin müzikleri de yerindeydi, her ana yaraşır farklı bir melodinin kulağımıza varması pek hoştu. İster yedi Potter sahnesi olsun, ister dans sahnesi veya Daniel'in boxer'la kaldığı gölden kılıcı alma sahnesi hepsi bende aynı duyguyu yaşattı. Sevinç, hüzün ve çocukluğumu akıp götüren bu fenomenin içinde yer alanların da kocaman oldukları... Müthiş bir şey bu, torunlarımıza anlatılacak şeyler <3 Son olarak Dobby'nin ölüm sahnesinde de ağlamaklıydım, üstüne üstlük filmin en akıl almaz sahnesinde üzüntümden gülerek salondaki çoğu kişinin küfretmesini bile sağlamış olabilirim. Filmlerde Hermione ve Harry arasında bir çekim olduğunun farkındasınızdır herhalde, sanırım hem bu ilişki taraftarlarını hem de Ron ve Hermione taraftarlarını mutlu etmek istiyorlar ancak görünen köy klavuz istemiyor malesef. Bu anlar mesela: Ateş Kadehi'nde Hermione'nin balo salonuna girerken Harry'nin ona büyülenmiş şekilde bakması veya Melez Prens'te Hermione'nin, Harry'nin omzunda ağlaması veya da son filmi izleyenler anlar izlemeyenler içinse son filmde de söylediklerime dair büyük kalıntılar bulacaklar. Filmi sadece izlemek için izlemedim, elbette kuru kuru da izlemedim. Bendeniz sadece izleyen bir tip değil, izlediği veya okuduğu şeyleri kafasına adeta kazıyan biriyimdir. Kitaptaki diyaloglar aklımda yer ettiği için karşılaştırmaları rahatlıkla yaptım. Ayrıca yaptıkları her büyünün de ne işe yaradığı otomatik olarak kafama yerleşti bile. Tıpkı diğer filmlerinde de olduğu gibi kafamın içindeki küçük liste hala işlek sonsuza kadar da işlek olacak benim için çünkü Harry Potter benim için bir film değil bir yaşam tarzı.
Şarkımız elbette belli Nick Gave - O'Children
& Bu parçaya da Harry ve Hermione'nin filmde dans ettiği anda çalan parça uyar elbette. Muhakkak dinleyin, kendinizden yitip giden çocukluğunuzdan izler bulabilirsiniz. Sihirli günler! :)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder